11 Mayıs 2008

İman ve Küfür meselesi

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Ondan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüklerinden Ona sığınırız. Allah kimi hidayete erdirirse onu saptıracak yoktur, kimide saptırırsa onu hidayete erdirecek yoktur. Muhakkak ki sözlerin en güzeli Allah’ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed (sav)’ın yoludur. Amellerin en kötüsü ise sonradan uydurulandır. Sonradan uydurulup dine sokulan her amel bidat, her bidat sapıklık ve her sapıklıkta ateştir.

Yeryüzünde milyarlarca insan yaşamaktadır. Hepsi doğru yol üzerinde olduklarını iddia etmektedirler. Bütün insanlar doğru yol üzerinde iseler,
Allah’ u Teala neden Hak ile batılı ayırt eden Kuran’ı gönderdi? Kur’ an ölüler arkasından okunması için mi yoksa insanların Allah’ın hükümleri ile idare edilmesi yani sosyal hayata hükmedilmesi için mi gönderildi?

Allah-u Teala: ‘Muhakkak biz sana Kitabı Allah’ın sana gösterdiği şekilde,
İnsanlar arasında hükmetmen için hak olarak indirdik’’ (Nisa;105)

‘’Kim Rahmanın zikrini (Kur’ anı) görmezlikten gelirse, Biz ona bir şeytanı musallat ederiz. Artık bu onun ayrılmaz arkadaşıdır. Muhakkak bunlar,
Onları (doğru) yoldan alıkoyarlar ve onlar da kendilerinin hidayette olduklarını sanırlar.’’ (Zuhruf;36)

"Bir şey hakkında çekişip anlaşmazlığa düştünüz mü, eğer Allah ve ahiret gününe inanıyorsanız, O’nu hemen Allaha (Kur’ an) ve Rasulüne (Sünnete) götürün…’’ (Nisa;59)

Tağut, Arapça teğa kökünden türetilmiş, kelimenin masdarı (kaynağı) olan tuğyan, Allah-u Teala’ ya isyan etmek anlamına gelmektedir.
Azgın, kötülük, sapıklık önderi, zorba, şeytan, put, puthane, kahin, sihirbaz, ideoloji vs.
Allah’ın kıyamete kadar değişmez hükümlerine muhalif olan, sırt çeviren ve
Onların yerine geçmek üzere hükümler icad eden her varlık ve kuruluş Tağut-tur. Tağut, Allah’a karşı isyan etmekle beraber, O’nun kullarını kendisine kul edinmek gayretinde olandır. Bu ise şeytan, papaz, dini ve siyasi lider veyahut da kral olabilir. Bir insanın Müslüman olabilmesi için ilk önce Tağutu red etmek zorundadır.
Allah (c.c.): ’’ Kim Tağutu red edip Allah’a iman ederse, en sağlam kulpa yapışmıştır.’’(2;256)

İblis, Allah’ın varlığını kabul etmekle beraber O’nun sadece bir hükmünü kabul etmeyerek tuğyan (isyan) etmiştir ve Tağut olmuştur. (Kur’ an ayetleri ile sabit)
Mekke Müşrikleri Allah’ın varlığını kabul etmekle beraber, Allah ile kendi aralarına vasıtalar koyarak şirk (ortak) koşmuşlardır.
Allah-u Teala: Onlara (Müşriklere): ‘’gökleri ve yeri kim yarattı?’’ diye sorsan, elbette: ‘’Allah’’ diyecekler.(39;38)

‘’Ondan başka veliler edinenler: ‘’Biz bunlara, ancak bizleri Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz’’(39;3)

Onlar Allah’ı bırakıp kendilerine ne bir zarar nede bir fayda vermeyecek olan şeylere taparlar, birde: ‘’ Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir’’ derler. (Yunus;18)

Allah-u Teala:‘’And olsun biz her ümmete ‘’Allah’a kulluk (ibadet) edin,
Tağuta kulluk etmekten kaçının!’’, diye bir peygamber gönderdik. (Nahl;36) ayeti ile müminlere tağut hakkında bilgi vermekte ve tağuta karşı takınması gereken tavrı açıklamaktadır.

Bugün yeryüzünde yürürlükte olan rejimlerin ekserisi, başta demokrasi olmak üzere hepsi tağuti düzenlerdir, çünkü hükümlerini Kur’ an ve Sünnete göre değil, insanların heva ve heveslerine göre koymaktadırlar.
Demo-krasi kelimesinin aslı yunancadır. Dymos’un manası Halk, Kratosun ise otoritedir (egemenlik). Kelimenin birleşmesi ile halkın egemenliği (hakimiyeti) ortaya çıkar. Allah-u Teala Maide suresi 49 da şöyle buyuruyor:
‘’Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet ve onların arzularına uyma.’’

Demokrasi dininde ise ona kulluk yapanlar derki: ’’Aralarında halkın arzusuna göre hükmet, onların isteklerine uy.
Demokrasinin ve diğer beşeri düzenlerin batıl dinler olduğuna dair Kur’ an’dan deliller:
Firavun dedi ki:’’Bırakın beni Musa’yı öldüreyim. O da varsın, Rabbini çağırsın. Çünkü ben, onun dininizi (anayasanızı) değiştirmesinden veya yerde bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum.’’ (Mümin; 26)

…İşte Biz Yusuf’ un lehine böyle bir takdirde bulunduk. Yoksa o, hüküm- darın dinine (kanunlarına) göre kardeşini alıkoyabilecek değildi. (12;76)

Bu ayetler açık şekilde gösteriyor ki insanların tabi olmuş oldukları beşeri (insani) anayasa ve kanunlar Allah’ın dininin dışında başka dinler olduklarını.

Din ve devlet işlerini birbirinden ayıran, hüküm koyma yetkisini Allah’tan alıp Milletvekillerine verenler, Allah’ın ayetlerine muhalefet etmektedirler.

Allah-u Teala:’’ O nu bırakıp taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı boş isimlerden başka şeyler değildir. Allah, onların hakkında hiç bir delil indirmemiştir. Hüküm yalnız Allah’ındır. O kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretti, işte doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.’’ (Yusuf;40)

‘’ Sana indirilen Kur’ an’a ve senden önce indirilen kitaplara iman ettik diye boş iddialarda bulunanlara bakmaz mısın? Tağutun hükmüne başvurmak istiyorlar, halbuki onu inkar etmek ile emrolunmuşlardı...(4;60)

Tevbe Suresi 31. ayetinde ise Allah-u Teala, Yahudi ve hırıstiyanların kendi haham ve rahiplerini (din bilginlerini) Allah’ tan başka rabler edindiklerini buyuruyor. Rasulullah (sav) bu ayeti okurken, önce hrıstiyan sonra Müslüman olan Adiy bin Hatem, onları Rab edinmediklerini buyurdu.
Rasulullah (sav) şu soruyu sordu: ’’Onlar Allah’ın helalini haram, haramını helal yaparken onlara uyuyor muydunuz?’’
Adiy ‘’ Evet’’ dedi. Rasulullah (sav): ‘’İşte bu onları Rab edinmektir’’, buyurdu.

Dikkat edilecek olursa, onlar din bilginlerine Rab demiyorlardı, sadece onlara itimat ve itaat ederek, onlara uyarak kendilerine rabler edindiler. Büyük müfessirlerden Elmalılı Hamdi bu ayetin tefsirinde Allah’ın helalini haram, haramını helal yapan haham ve rahiplerin durumunda bugün Parlamenterlerin (Milletvekillerin) bulunduğunu ve Alimlerin dediklerine, Kuran ve Sünnete başvurmadan körü körüne bağlanmakta, insanı küfre götüreceğini, yani dinden çıkaracağını bildiriyor.

Nasıl ki namaz ve abdesti bozan belirli şeyler mevcut ise, Kelime-i Tevhidi
(La ilahe illallah’ ı) bozan bir takım söz ve fiillerde (amellerde) vardır.
Misal verecek olursak, bir insan:

‘’Ben Müslüman’ım ama şeriatçı değilim’’, diyecek olursa veya Allah’ın düzeninin dışında herhangi bir başka düzeni benimsediğini dile getirirse yahut küfür anayasasını koruyacağına dair yemin ederse, yahut Allah’ın kesin olan tesettür hükmünün kamu alanda yeri yoktur diyecek olursa yahut sahte ilahlardan bir tanesine oy vererek kendisine vekil tayin ederse (misaller çoğaltılabilir), söylemiş olduğu söz ve işlemiş olduğu fiillerden dolayı iman dairesinin dışına çıkar.
İblis Allah’ın 1 hükmüne karşı çıkarak kafir olmuştu. Bugünkü 2 ayaklı şeytanlar Allah’ın bütün hükümlerine karşı çıkarak iblisten daha katmerli kafir olmuşlardır.

Allah-u Teala: ‘’Ey Rasulüm seni din konusunda bir Şeriat üzere görevli kıldık, Ona uy, bilmeyenlerin istek ve arzularına uyma!’’ (Casiye; 45)

Allah’tan başkasına emretme, yasaklama, helal ve haram kılma, kanun koyma ve hakimiyet hakkını verme gibi haller Tevhidi bozar.
İlahlığın en önemli vasıflarından birisi hayatımız için kanun koyan, nizam ve hukuk belirleyen olmasıdır. Eğer kanun koyma, hukuk belirleme Allah’tan başkalarına verilirse, bu onlara ilahlık vasıflarını da vermek olur ki, bu da şirktir,
yani Allah’a ortak koşmaktır. Bu manada kanun koyucu olarak ilahlık taslayan Tağutlar tarih boyunca çıkmıştır ve çıkacaktır. Tarihte ve günümüzde en çok görülen şirk çeşidi budur.
‘’Onların çoğu ancak Allah’a şirk koşarak iman ederler’’(Yusuf;106)

Firavun siyasal anlamdaki otoritesini kimseye vermek istemediği için iman etmemiştir. Allah’a iman edeceği zaman, bu otoriteyi kaybedeceğini biliyordu. İşte onun ve çağlar boyu ortaya çıkan bütün Tağutların iman etmemelerinin en büyük sebebi, siyasal otoritelerini kaybetme korkusu olmuştur.

Günümüzde birçok hoca suretine bürünmüş şeytanlar, demokrasiyi halka İslam diye tanıtmaya çalışıyorlar ve ahiret hayatını az bir menfaate karşı satıyorlar.
Hani bir zamanlar Allah kendilerine kitap verilenlerden : ‘’Onu muhakkak insanlara açıklayıp anlatacaksınız ve onu gizlemeyeceksiniz ‘’ diye söz almıştı. Onlar ise onu kulak ardı ettiler ve onu az bir bedele değiştirdiler. O aldıkları bedel ne kötüdür! ( Ali-İmran; 187)

Allah Subhanehu ve Teala cümlemizi Tağut ve destekçilerinin şerrinden muhafaza etsin ve İman hudutlarına hakkı ile riayet eden kullarından eylesin.

Fitneden çıkış yolu

Allah insanları niçin yarattı?
“Ben cinleri ve insanları yalnız bana ibadet (kulluk) etsinler diye
yarattım’’. (Casiye; 56)

İslam’ da hiçbir ırkın diğer bir ırka karşı üstünlüğü yoktur.
‘’Ancak müminler kardeştirler’’ (Hucurat;10)
İslam’ da cemaat vardır ama cemaatçilik yoktur.

‘’ Hep birlikte Allah’ın ipine (İslam’a) sımsıkı
sarılın, parçalanmayın.’’(Alim-İmran; 103)

‘’Allah ve Rasulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, sonra korkuya
kapılırsınız da kuvvetiniz gider…’’ (Enfal; 46)

Ras.(sav):
“Benden sonra size 2 şey bırakıyorum, bunlara sarılsanız asla sapıklığa düşmezsiniz, Allah’ın kitabı Kuran ve Sünnetim’’. (el-Muvatta)
Başka bir rivayette:
“Kuran ve Ehli-i Beytim”, diye buyurmuştur. (Buhari)

Müslümanlar dünya ve ahiret saadetine kavuşmak istiyorlarsa nefislerini Kuran ve Sünnete tabi kılmak zorundalar.

Herhangi bir teşkilata, kuruluşa ve tarikata bağlı olanlar, bulunmuş oldukları kuruluşların programında Kuran ve Sünnetin var olup olmadığını araştırmak zorundadırlar.
Hiçbir teşkilat, “bizim programda Kuran ve Sünnet yoktur’’ demez.
Cemaatın programında Kuran ve Sünnet yoksa, en kısa zamanda kuruluş fertlerini ikaz edip onların hidayetlerine vesile olmak için çalışmalıdırlar.
Cemaat küfründe (şirkinde) ısrar ederse, en kısa zamanda onlardan ayrılmalıdırlar, aksi takdirde onların günahlarına ortak olurlar ve liderleri (emirleri) ile birlikte cehennemde buluşurlar.

Büyüklük taslayan önderler, güçsüz bırakılanlara derler ki: “Size geldikten sonra sizleri hidayetten biz mi alıkoyduk? Hayır, siz zaten günahkar kimseler idiniz.”

Güçsüz bırakılanlar, büyüklük taslayanlara derler ki: “Hayır, gece gündüz hilekarlıklar (ınız bizi bu hale koydu). Çünkü siz bize Allah’ı inkar etmemizi, O’na ortaklar koşmamızı emrederdiniz. Azabı göreceklerinde ise pişmanlıklarını gizleyeceklerdir…” (Sebe; 33/34)
(ayrıca bakınız: 2; 166/ 7; 38/ 10; 28/ 40; 47)

Adem(as)’ dan başlayıp son Peygamberimiz Muhammed (as)’a kadar gelmiş geçmiş bütün Peygamberler kavimlerini “La ilaha illallah ‘a” davet etmişlerdir.

‘’Senden önce her Peygamber’e şunu vahy ederdik: ‘’Benden başka ilah yoktur, o halde yalnız bana ibadet (itaat) edin’’ (21;25)

Bugün Müminlerin asıl işi de bu olmalıdır, yani insanları ‘’La ilahe illallah’ a’’ davet etmek ile sorumluyuz, neticeden değil.

La ilahe (yoktur sahte ilahlar) illallah (ancak Allah vardır)

Buhari ve diğerlerinde aktarıldığı üzere, Rasulullah (sav) bize kıyamet gününde bazı peygamberlerin yanlarında sadece bir veya 2 kişi olduğu halde getirileceğini ve yine onlardan bazılarının yanında ise 1 kişinin dahi olmayacağını haber vermektedir. Davet etmelerine, sabretmelerine ve cihad etmelerine rağmen, kendilerine ancak birkaç kişinin tabi olduğu bu peygamberler zarar mı ettiler, bu yaptıklarından pişman mı oldular?
Onlar cennete kavuştukları halde neden zarar görmüş olsunlar?

Cemaat, sayıları azda olsa, Hakkın (Kuran ve Sünnetin) etrafında toparlanan topluluktur!

Allah-u Teala çoğunluk hakkında açık bir şekilde şu hükmü verir:

‘’Eğer sen yeryüzünde bulunanların çoğuna uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar, yalandan başka söz de söylemezler’’ (En’ am; 116)

‘’Sen ne kadar hırs göstersen de insanların çoğu iman etmezler.’’ (Yusuf;103)

‘’Onların çoğu şirk koşmaksızın (bir türlü) Allah’ a iman etmezler.” (Yusuf;106)

‘’Gerçekten Allah insanlara karşı lütuf sahibidir.
Fakat insanların çoğu şükretmezler.’’ (Bakara;243)

‘’Yine insanlardan pek çoğu küfürden başkasını kabul etmediler.’’(İsra;89)

İnsanları Tevhide (La ilahe illallah’ a) davet etmeden önce, Rasulullah (sav)’ın Mekke de ki hareket metodunu okuyup ona göre hareket edersek Allah’ın izni ile başarı elde ederiz.

‘’O, dinlerini parça parça eden ve fırkalara ayrılanlardan (olmayın).
Bununla beraber her bir fırka sahip olduğundan memnundur. (30;32)

‘’Onlara din hususunda apaçık belgeler de verdik. Onlar kendilerine ilim geldikten sonra, ancak aralarındaki kıskançlıktan dolayı anlaşmazlığa düştüler. Muhakkak Rabbin ayrılığa düştükleri şeyler hakkında kıyamet gününde aralarında hüküm verecektir. (45;17)

‘’Rabbinizden size indirilene (Kurana) uyun. O’ndan başka velilere uymayın. (7;3)

“Onlar Allah’ı bırakıp şeytanları kendilerine veliler edindiler,
üstelik doğru yolu bulduklarını da sanırlar (7;30)

“Senin onları kendisine davet ettiğin şey, Müşriklere büyük (ağır) geldi.” (42;13)

Rasulullah (sav):
‘’Benden sonra 30 sene Halifelik olacak, sonra ısırıcı meliklik, olacaktır.
Allah kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra zorba diktatörlük (zalimler) olacaktır.
Allah kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracak ve yeniden Nübüvvet (Peygamberlik) minhacı (metodu) üzere (Raşidi) Hilafet olacaktır.”
(Ahmet bin Hanbel)

Allah’ u Teala İslam ümmetine inşallah yeniden Halifeliği, yani tek Bayrak (La ilahe illallah) ve Devlet altında yaşamayı nasip eder.

Vatan

Vatan üzerinde yaşanan ülke, memleket ve yurt demektir.

Vatan: asli, ikamet ve sefer olmak üzere üçe ayrılır.

Vatan-ı asli: Bir kimsenin yerleştiği, yaşadığı ve sürekli olarak ikamete niyet ettiği, içinde evi ve işi bulunduğu yerdir.
Örnek: Amerika da devamlı yaşayan bir Müslüman ın asli vatanı Amerika dır.

Vatan-ı ikamet: Bir kimsenin kendisine 15 gün veya daha fazla ikamete niyet ettiği yerdir.
Örnek: Amerika da yaşayan Müslüman 15 günden fazla Türkiye de kalmaya niyet eder ve Türkiye ye gelirse kendisi için vatan-ı ikamet olur.

Vatan-ı sefer : mükellefin 15 günden az bir müddet için ikamet ettiği yerdir.
Örnek: Türkiye de ikamet eden Amerikalı Müslüman 1 haftalığına Rusya ya niyet eder ve giderse, kendisi için sefer vatanı olur.

Yeryüzünün tamamı Allah u Teala ya aittir ve Müslümanların vatanıdır.
Müminler Allah u Teala (cc)’nın indirdiği hükümlerle hükmedilen ve İslam devletini müdafaa için cihad ederler.
Dolaysıyla laik (dinsiz) kültürün geliştirmeye çalıştığı vatan müdafaası kavramının hiçbir temeli yoktur.
Müminler küfür ahkamı ile hükmedilen ve İslam ı savunduğu için Müslümanları mahkum eden siyasi güçlerin egemen olduğu beldeleri müdafaa etmezler,
çünkü bu fiilde (amelde) küfrün daha da güçlenmesine yardım söz konusudur.

Bazı çevrelerin "vatan sevgisi imandandır" hükmünü, bir Hadis gibi öne sürmeleri, cehaletlerini gösterir. Çünkü böyle bir Hadis hiçbir muteber kaynakta mevcut değildir, aksine uydurma bir sözdür.

"Onlar ki (Peygamber ve ashabı) yurtlarından (Vatanlarından) haksız yere ve ancak: "Rabbimiz Allah’ tır" dedikleri için çıkarıldılar." (22;40)

Rasulullah (sav) ve ashabı Mekke de kafirlerin otoritesi altında kendi vatanlarının askerliğini yapmıyorlar, aksine tek Rabbimiz, yani tek kanun koyucumuz Allah’tır dedikleri için memleketlerinden çıkarılıyorlar.

Namaz (Kur’ an ve Sünnet ışığı altında)

Allah (c.c.) buyuruyor:
‘’Sana kitaptan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl.
Gerçekten namaz çirkin utanmazlıklardan ve kötülüklerden alıkoyar.
Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyük ibadettir.
Allah yaptıklarınızı bilir. (29; 45)

‘’Namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz müminler üzerine vakitleri
belirlenmiş bir farzdır’’ . (4; 103)

‘’Günahkarlara sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir? diye uzaktan uzağa
sorarlar. Onlar şöyle cevap verirler: ‘’Biz namaz kılanlardan değildik’’
(Müddessir; 40-43)

‘’Fakat tevbe eder, namazı kılar ve zekatı verirlerse, artık onlar dinde
kardeşlerinizdir ’’. (Tevbe; 11)

Namaz İslam’ın 5 temel diğerinden biridir.
Peygamber efendimiz (sav) bir gün bize şöyle buyurdular:

‘’Her kim namazı gereğince kılarsa kıyamet gününde onun için nur,
delil ve kurtuluş vesilesi olur. Her kim namazını gereğince kılmaz ise,
kıyamet gününde de onun için hiçbir nur, delil ve kurtuluş bulunmaz.
O, kıyamet gününde Karun, firavun ve haman ile birlikte olur’’.
(İmam Ahmet ve Taberani)

Namaz en efdal amellerden biridir. İbn Mes’ud şöyle dedi:

Ben, ‘’Ey Allahın Rasulü! Allaha hangi iş daha efdaldir’’? dedim.
Rasulü Ekrem (sav): ‘’ Vaktinde kılınan namazdır’’ , dedi.
(Buhari ve Müslim)

İmandan sonra kulun ilk önce hesaba çekileceği amel namazdır.
Ebu Hureyre (r.a.) Rasulullah (sav)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
‘’Kulun amellerinden ilk sorgulanacağı şey namazdır.
Bu iyi olursa diğer amelleri de iyi olur.
Eğer bozuk olursa diğer amelleri de bozuk olur’’. (Sahih-i Cami, Albani)

İmandan sonra çocuklara öğretilmesi gereken ilk ibadettir. Allahu Teala şöyle buyuruyor: ‘’ Ailene namazı emret, kendinde ona sabırla devam et.
Senden rızık istemiyoruz, (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz.
Güzel sonuç takva iledir ’’. (Taha; 132)

Rasulullah (sav):
‘’ Kul, namaz kılmaya kalktığı zaman bütün günahları getirilip omuzlarının üzerine konulur da her ruku ve secde ettiğinde günahları tek tek dökülür ’’.

Namazı inkar ederek kılmayan kimse Allahın ayetlerine muhalefet ettiği içi mutlak kafirdir.
Namazın farz olduğunu kabul edip de tembellik ve meşguliyet sebebiyle terk eden kimselerin iman durumu tehlikelidir, çünkü kişiyi imansızlıktan ve küfürden koruyan şeyin, namaz olduğunu bildiren bir takım hadis-i şerifler vardır.

Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: ‘’ Kişi ile (şirk) küfür arasında namazı terk etmek vardır’’ (Ahmed, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbn-Mace)

Rasulullah (sav): ‘’ Bizimle kafir arasında ahd namazıdır. Kim namazı terk ederse kafir olmuştur.’’ (İmam Ahmet)

Rasulullah (sav): ‘’Kim namazı bilerek terk ederse, dinden çıkmış olur’’(Taberi)

Namaz imandan bir parçamıdır yoksa değil midir? Bu konuda Selef (ilk) İmamları ihtilaf etmişlerdir.
İbn-i Teymiyye (rahimehullah) şöyle der: ‘’Selefin büyük bir çoğunluğu, farz olduğunu ikrar etmesine rağmen namazı terk edenin kafir olarak öldürüleceği görüşündedir’’ (Mecmuul- Fetava 28/ 308)

Günümüzde insanların çoğu kendilerini belirli bahanelerle avutuyorlar.
Abdest yok, namaz yok, oruç yok, iyiliği emredip kötülükten alıkoymak yok, kısacası Müslümanlık namına hiçbir şey yokken, ‘’çalışmak ta ibadettir’’ diyerek kendilerini kandırıyorlar.
Halbuki ibadet olan çalışma bu değildir. İbadet olan çalışma, dini görev ve sorumluluklarını yerine getirmekle beraber dünyevi ihtiyaçları gidermeye ve uhrevi (ahiret) hayırları yapmaya sebep olan çalışmadır. Bir insan Allahın emir ve yasaklarına göre değil de başkasının emir ve yasaklarına göre hareket ederse, Allah’a değil, başkasına kulluk etmiş olur.

Allah cümlemizi heva ve heveslerine uymayan, şer’i hudutlara riayet eden
amel-i Salih kullarından eylesin!

İHLAS

Deki: ‘’Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm kesinlikle hep O alemlerin Rabbi olan Allah içindir.’’ (En’am; 162)

‘’Dininizi yalnız Allah’a halis kılarak ibadet edin’’ (7; 29)

Ebu Hureyre (ra) Rasulullah (sav)’ı şöyle buyururken işittim, dedi:

‘’Kıyamet günü, hesabı ilk görülecek kişi, şehit düşmüş bir kimse olup huzura getirilir. Allah ona verdiği nimetleri hatırlatır, o da hatırlar ve bunlara kavuştuğunu itiraf eder.
Cenabı- Hak: ‘’Peki bunlara karşılık ne yaptın’’? buyurur.
‘’Şehit düşünceye kadar senin uğrunda cihat ettim’’, diye cevap verir.
Allah: ‘’Yalan söyledin, sen ‘’Kahraman’’ desinler diye savaştın, o da denildi, buyurur. Sonra emrolunur da, o kişi yüzüstü cehenneme atılır.

Bu defa ilim öğrenmiş, öğretmiş ve Kur’ an okumuş bir kişiye aynı sual sorulur.
O da ‘’İlim öğrendim, öğrettim ve senin rızan için Kur’ an okudum’’ cevabını verir. Allah: ‘’Yalan söyledin. Sen ‘’alim’’ desinler diye ilim öğrendin,
‘’ne güzel okuyor’’ desinler diye Kur’ an okudun. Bunlarda senin hakkında söylendi, buyurur. Sonra emrolunur, oda yüzüstü cehenneme atılır.

Daha sonra Allah’ın kendisine her çeşit mal ve imkan verdiği bir kişiye aynı sual sorulur. ‘’Vermesini sevdiğin, razı olduğun hiçbir yerden esirgemedim,
Sadece senin rızanı kazanmak için verdim, harcadım, der Allah: ‘’yalan söyledin, halbuki sen, bütün yaptıklarını ‘’ne cömert adam’’ desinler diye yaptın. Buda senin için zaten söylendi, buyurur. Emrolunur buda yüzüstü cehenneme atılır. (Müslim)

Başka bir Hadisi şerifte Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:
‘’Sizin hakkınızda en çok korktuğum küçük şirktir’’.
‘’Küçük şirk nedir ey Allah’ın Rasulü’’? diye sordular. ‘’Riya’dır (gösteridir) diye cevap verdi. (Tirmizi)

Bu ayet ve Hadis-i şeriflerden anlaşıldığı gibi, yapılan ameller sadece Allah rızası için yapılırsa makbul (kabul) olur. Aksi takdirde kul ahirette hesap vermek zorunda kalır. Kul itaatında, kulluğunda ancak yüce Allah’ın yakınlık duygusunu bulmayı dilemelidir. Bu yakınlık duygusu dışındaki manalardan hiç
birini değil. Bunun için insan kendi gibi ölüme mahküm yaratılmışlara karşı
yapmacık işlere girmemelidir. İnsanlar arasında yaptığı işe övgü beklememeli, halkın övmesine istekli olmamalıdır.

Salih Amel

Allah (c.c.) Kuran ın birçok yerinde imandan sonra Salih amel üzerinde durmuştur.
Salih amel Kur an da, Allahın indirdiği dine (şeriat a)uygun her türlü tutum,
yararlı ve düzeltici davranıştır.

Allah (c.c.) katında razı olunan ameller iki özellik taşır.
Birincisi İslam şeriat ına uygun olması ve ikincisi niyetin Allah rızası için olmasıdır.
Bir amel, bu iki özelliği veya bunlardan birisini taşımazsa, Allah katında razı
olunan ameller den, yani Amel-i Salih ten olmaz.
Böyle bir amelin ecri ve sevabı da yoktur.

Misal:
Bir mümin namazı gösteriş için kılarsa, namazı geçersizdir.
Allah için kılar fakat Peygamberimizin öğrettiği şekilde değil de farklı
şekilde kılarsa, namaz yine geçersiz olur.
Bir mümin, İslamın hakimiyeti için çalışırsa (ki bununla sorumludur),
Peygamberimizin göstermiş olduğu yoldan değil de, Tağutların çizmiş olduğu
çerçeve içerisinde hareket eder ve imanına şirk bulaştırırsa, her ne kadar da niyeti halis ise, yapmış olduğu amel salih değildir ve geçersizdir.

Allah Subhanehu ve Teala bütün noksan sıfatlardan münezzehtir ve insanlara muhtaç değildir. Biz Allah a muhtaç olduğumuz için, Onun belirlemiş olduğu sınırlar içerisinde hareket etmek zorundayız.
Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

"Kim Rabbine kavuşmayı ümit ederse, Salih amel işlesin, Rabbine
İbadette hiçbir kimseyi ortak koşmasın…. " (Kehf;110)

"Salih ameller işleyin" (Mu’minum; 51/ Sebe; 11)

"İnsanları Allaha davet eden, Salih amel işleyen ve ben şüphesiz Müslümanlardanım diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?"

"Asra ant olsun ki insanlar hüsrandadır, ancak iman edip Salih ameller işleyenler ve birde birbirine Hakkı ve Sabrı tavsiye edenler müstesna"
(Asr)

"İman edip Salih amel işleyenler için, içinden ırmaklar akan cennetler
olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine rızık olarak
yedirildiği vakit, bu bundan önce dünyada bize verilenlerdendir derler ve bu rızık onlara bazı yönlerden dünyadakine benzer olarak verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler vardır ve orada ebedi kalacaklardır."(Bakara; 25)

Müslüman bir ağaca benzer. Ağaç iman, yaprakları Salih ameller ve meyveleri ise güzel ahlaktır.
İman ile amel bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır. İman olmadan güzel davranışların hiçbir önemi olmadığı gibi, Salih amel olmadan da kuru bir imanın tadı yoktur.

Allah (c.c.) cümlemizi heva ve heveslerine uymayan, şer i hudutlara riayet eden ameli Salih kullarından eylesin

İLİM

"Rabbim ilimce her şeyi kuşatmıştır" (6; 80)
"İlim ancak Allah katındadır" (Ahkaf; 28)
"Nitekim aranızda içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi (günahlardan) arındıran, size Kitabı ve Hikmeti (Sünneti) öğreten, bilmediğiniz şeyleri size bildiren sizden bir peygamber gönderdik. (2; 151)

Kuran ı Kerimde ilim en sık kullanılan anlamıyla, ilahi vahiyden
kaynaklanan, yani bizzat Allahın verdiği bilgidir. Kısaca ilmin kaynağı Kuran dır. İlim Allah tan olduğuna göre, İslamın tamamı ilimdir. Alim de gerçek
anlamıyla Müslüman dır. Allahın verdiği bilgiyi (Kur anı) kabullenmeyen
insana, profesör bile olsa cahil denir. Bu cahillerin en meşhurları da Ebu Cehildir.

De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?
Ancak özlü akıl sahipleri öğüt alır". (39;9)

"… ilim de ileri gidenler, biz ona inandık, hepsi de Rabbimizin katındandır derler. Bunu ise ancak aklını isabetle kullanabilenler akledip düşünebilir". (3;7)

Müslüman ilim öğrenmeden doğruyu ve yanlışı, helalı ve haramı birbirinden ayırt edemez.
Rasulullah (sav):
"İlim talep edilip öğrenilmesi her mümin erkeğe ve kadının
üzerine farzdır" buyurmuştur.

İslam uleması şer i delilleri esas alarak ilmi "Farz-ı Ayn" ve
Farzı kifaye olmak üzere iki sınıfa ayırmıştır. (İbni Abidin)

Namaz kılmak Farz dır. Bu sebeple namazın şartlarını bilgi edinmekte her müslümana farzı- ayn dır.
Fakir durumda olan bir mümine Zekat la ilgili ilimler farz değildir. Ancak aynı mümin, nisap miktarından fazla mala sahip olursa,
Zekat la ilgili ilimler "Farzı ayn" olur.
Farzı ayn ilimleri tahsil etmek her mükellef üzerine farz olduğu gibi,
onlarla amel etmek de farzdır.

Rasulullah (sav) :
"Bir kimse bildikleriyle amel ederse,
Allah u-Teala o kimseye bilmediklerini öğretir" (El-Aduni- Keşfal-Hefa)

Muhaliflerini yenmek ve nefsini tatmin etmek için veya dünyevi çıkarlar için ilim tahsil etmek caiz değildir.
Rasulullah (sav): "Bildiği şeyden sorulup da gizleyen kimseyi Allah u- Teala
kıyamet gününde ateşten bir gemle gemleyecektir"

İlmin fazileti:

Rasulüllah (sav):
1)"Alimler peygamberlerin varisidir " (Ebu Davud/Tirmizi)
2)" Kıyamet günü 3 grup şefaat eder: Peygamberler, ardından alimler
ve sonrada şehitler"(İbn Mace)

Hz.Ali (r.a.):
- " İlim maldan hayırlıdır, çünkü ilim seni, sen ise malı korursun,
ilim hakim, mal mahkumdur "
- " Alimin ölüsü diri, cahilin dirisi ölüdür "

Rasulullah (sav):
"İlmin kaldırılıp celaletin kökleşmesi, zinanın ortaya çıkması, şarabın içilmesi, kıyametin belirtilerindendir" (Buhari)

Allah cümlemizi farz-ı ayn ilimleri tahsil eden ve onlarla amel eden
Salih kullarından eylesin.